Duygusal olgunluk, her savaşa girmek zorunda olmadığını anladığında başlar.
İnsan zamanla her şeyi açıklamanın, herkesi ikna etmeye çalışmanın ve sürekli kendini savunmanın bir huzur getirmediğini fark eder. Çünkü bazı insanlar seni anlamaya hazır değildir ve bazı mücadeleler kazanılsa bile ruhu yorar.
Olgunluk; haklı olmaktan çok huzurlu olmayı seçebilmektir. Sana saygı göstermeyen ortamlardan uzaklaşmayı, gereksiz çatışmaların içinde kaybolmaya tercih etmektir. Çünkü her kapıyı çalmak zorunda olmadığın gibi, her tartışmaya da dahil olmak zorunda değilsin.
Bazen en büyük güç cevap vermekte değil, bırakabilmektedir. Sessizce affedebilmek, geçmişe tutunmak yerine ileriye yürüyebilmektir. Bu affediş, yaşananları onaylamak için değil; kalbini taşıdığı yüklerden özgür bırakmak içindir.
Gerçek şifa unutmakla gelmez. Yaşananları inkâr etmeden, onların seni daha kırgın, daha öfkeli ya da daha katı biri yapmasına izin vermeden yoluna devam edebilmektir. Çünkü hayatın amacı yaralarımızı saklamak değil, onları bilgeliğe dönüştürmektir.
Ve insan ruhsal olarak büyüdükçe çok önemli bir gerçeği öğrenir:
Her şeyi yanında taşımak zorunda değilsin. Bazı insanları sevgiyle serbest bırakırsın, bazı anıları geçmişe emanet edersin. Böylece yolculuğuna daha hafif bir kalple, daha açık bir zihinle ve daha derin bir huzurla devam edersin. Çünkü iç huzur, hayata tutunmakla değil; zamanı geleni bırakabilmekle başlar.



