Bir gün gelir, insan herkesi yanında tutamayacağını ve hiçbir şeyin sonsuza kadar aynı kalmayacağını kabul eder.
İşte gerçek özgürlük de o noktada başlar. Çünkü kaybetme korkusu azaldıkça, insan dışarıdaki belirsizlikleri kontrol etmeye çalışmak yerine kendi iç huzuruna yönelir.
Yalnızlık bazen kalbe dokunur, vedalar can yakar ve yeniden başlamak her zaman cesaret ister. Ama ruh olgunlaştıkça önemli bir gerçeği fark eder: Kendini kaybederek kimseyi kazanamazsın. Bir ilişkiyi sürdürmek uğruna ışığını kısmak, sınırlarından vazgeçmek ya da özünden uzaklaşmak sevgi değil, kendini ihmal etmektir.
Hayatın en derin derslerinden biri, başkaları tarafından seçilmeyi beklemek yerine önce kendini seçebilmektir. Çünkü insan kendi değerini bildiğinde, huzurunu korumayı öğrenir. Onu yoran, tüketen ve kendisinden uzaklaştıran şeylere tutunmak yerine, bırakmanın bilgeliğine yaklaşır.
Ve bir süre sonra anlarsın ki bazı insanlar hayatına kalmak için, bazıları ise sana bir şey öğretmek için gelir. Giden herkes kayıp değildir; bazen ayrılan şey, artık ruhunun taşıması gerekmeyen bir yüktür.
Seni gerçekten seven insanlar, ışığını söndürmeni istemez. Onlar senin daha küçük olmanı değil, özündeki gücü hatırlamanı isterler. Çünkü gerçek sevgi, insanı eksiltmez; kendine biraz daha yaklaştırır. Ve ruh, kendisinden vazgeçmediğinde en parlak haline ulaşır.



