Bir an hayal et…
Ne istediğini bilen, seni seçerken tereddüt etmeyen ve sevgisini tahmine bırakmayan biriyle karşılaştığını… Duygularını gizem gibi sunmayan, yakınlık kurduğunda geri çekilmeyen, hayatın gerçekleriyle karşılaşınca kaybolmayan biriyle.
Ve sonra o hissi düşün…
Sürekli mesajların satır aralarını okumaya çalışmadığın, sessizlikleri korkuyla yorumlamadığın, her gün “Acaba ne düşünüyor?” diye yorulmadığın bir huzuru. Kendini yeterli olup olmadığını sorgularken değil, olduğun halinle değer gördüğünü hissederken bulduğun bir sakinliği.
Çünkü gerçek bağ, insanı kendinden şüphe ettirmez. Tam tersine, insanı kendisine biraz daha yaklaştırır. Kendini kanıtlamak zorunda kalmadığın, maske takmadığın ve eksiklerini saklamaya çalışmadığın bir güven alanı oluşturur.
Aslında böyle bir ilişki şansın ötesinde bir şeydir. İnsan, kendi değerini bildikçe, sınırlarını korudukça ve yalnız kalma korkusuyla kendinden ödün vermedikçe, hayatında neyin gerçek neyin geçici olduğunu daha net görmeye başlar.
Ruhsal olgunluğun sessiz ödüllerinden biri de budur: Artık seni karıştıran şeylere çekilmez, seni huzurlu hissettiren şeyleri seçersin. Çünkü kalp iyileştikçe, karmaşayı aşk sanmayı bırakır.
Ve bir gün anlarsın ki doğru insanın hayatına girişi büyük bir gürültüyle olmaz. Çoğu zaman bir huzur duygusuyla gelir. Seni etkilemeye çalışmaz, senden emin olmanı sağlar. Seni değiştirmeye çalışmaz, kendin olabileceğin bir alan açar.
Gerçek sevgi yoğun duygular yaratmaktan önce güven yaratır. Gerçek bağın işareti heyecan değil, huzurdur. Çünkü ruh, kendisi için doğru olanı bulduğunda savaşmayı bırakır ve sonunda eve dönmüş gibi hisseder.



